Sahv ve Sekr'in ortak zemini nedir?
Tasavvufta sahv (ayıklık) ve sekr (mestlik) hâlleri, sâlikin Hak ile olan ilişkisinde deneyimlediği iki farklı ancak birbirini tamamlayan manevî durumu ifade eder. Her ikisi de değişime açık olan kullara mahsus olup¹, Hakk'a nispetle ne sekr ne de sahv vardır; zira bu hâller "iki renk"tir ve Hak, rengin eserinde yok olduğu zaman her ikisinden de müstağnidir². Bu iki hâlin ortak zemini, sâlikin manevî yolculuğunda Hak ile olan tecellî ilişkisi ve bu tecellîlerin kul üzerindeki etkileridir. Sekr, fenâ hâlinde aklın Hak ile mest olması ve kontrolün kaybedilmesi iken, sahv ise sekrden sonraki ayıklık, Hak'la birlikte ama akıl yerinde olma mertebesidir. Her ikisi de sülûkun farklı aşamalarında ortaya çıkar ve sâlikin Allah'ta seyir hâllerini ve varlık mertebelerini kat etme sürecini gösterir³.
Detaylı cevap
Sahv ve sekr, tasavvufî sülûkun temel hâllerinden olup, sâlikin manevî yolculuğunda Hak ile kurduğu ilişkinin farklı tezahürleridir. Bu iki hâlin ortak zemini, her ikisinin de "değişime açık olan kullara mahsus" olmasıdır¹. Cenâb-ı Hakk'a nispetle ne sekr ne de sahv söz konusudur; çünkü bu hâller "iki renk"tir ve Hak, rengin eserinde yok olduğu zaman bu iki hâlden de müstağnidir². Bu durum, sekr ve sahvın, kulun manevî idrâk ve tecrübe alanına ait olduğunu gösterir.
Sekr, lugatte "sarhoşluk, mest olma" anlamına gelir ve tasavvufta sâlikin fenâ hâlinde aklının Hak ile mest olması, kontrolünü kaybetmesi durumudur. Hz. Yûsuf'un cemâli karşısında kadınların ellerini kesmesi (Yûsuf 31) sekrin klasik bir mesnedi olarak görülür; sâlik de Hak'ın cemâlinde aynı şekilde sekr eder. Bu hâl, sâlikin varlık mertebelerinde ve Allah'ta seyir hâllerinde "istiğraktan" (kendinden geçmekten) kaynaklanır³.
Sahv ise lugatte "ayıklık, uyanıklık" demektir ve tasavvufta sâlikin sekrden sonraki ayıklık hâli, Hak'la birlikte ama ayık olma mertebesidir. Bu, "sahv-i ba'de's-sekr" olarak adlandırılan ve sülûkun kemâli sayılan bir durumdur. Sahv hâli, sekrden süratle ayılma ve normal bilince dönme olarak tanımlanır³·⁴.
Her iki hâl de sâlikin manevî ilerleyişinde Allah'ta seyir hâllerini ve varlık mertebelerini kat etme sürecinin bir parçasıdır³. Sekr, Hak'ın cemâl tecellîsinde kendinden geçmeyi ifade ederken, sahv ise Hak'la birlikteyken akıl ve irâdenin Hak'la uyumlu bir şekilde çalışmasıdır. Bu bağlamda, sekr ve sahvın ortak zemini, sâlikin Hak ile olan manevî tecrübesi ve bu tecrübenin getirdiği hâllerin kulun idrâkinde ve davranışlarında meydana getirdiği değişimlerdir.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Kelime-i Dâvûdiyye · s.56“Sekr (mestlik) ve sahv (ayıklık) ise değişime açık olan kullara mahsustur. O yüce zata nispetle ne sekr ne de sahv vardır. Şimdi mademki Hakk'a bakıyordu, her i”Oku
- 2Kelime-i Dâvûdiyye · s.57“Ve sekir (manevi sarhoşluk) ve sahv (ayıklık) ise değişime açık olan kullara mahsustur. O hazrete nispetle ne sekir ne de sahv vardır. Şimdi mademki Hakk'a bakı”Oku
- 3Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 7 · s.1785““Felek”ten murat, varlık mertebeleridir ve Allah'ta seyir hâlleridir; ve “çevik kalkmak”tan murat, sekir hâlinden süratle sahv hâline gelmektir. Yani, “Ey varlı”Oku
- 4Sahv
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.