Sâlik Sîr-ı ilallâh'ı Sîr-ı fillâh'tan nasıl ayırt eder?
Sâlik, seyr-i ilallâh'ı seyr-i fillâh'tan, yolculuğun yönü ve gayesi itibarıyla ayırt eder. Seyr-i ilallâh, sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan Hakk'a yönelerek mücâhede ve tezkiye ile ilerlediği, Hakikat-i Muhammediyye'nin feyzine mazhar olduğu bir başlangıç ve yükseliş makâmıdır¹. Bu seyrde sâlik, perdelerini açar ve ilâhî sırları öğrenir². Seyr-i fillâh ise, Hakk'a vâsıl olduktan sonra esmâ ve sıfatlarda yapılan, mârifet kademelerinde ilerlenen ve Hakk'ın tecelliyât-ı esmâiyye ve sıfâtiyyesinin bi-nihâye olduğu bir yolculuktur; muhakkıklara göre bu hâl "cennet-i âcil"dir³.
Detaylı cevap
Seyr-i sülûk, sâlikin manevî yolculuğunun bütününe verilen isim olup, seyr-i ilallâh ve seyr-i fillâh bu yolculuğun ana hatlarını oluşturur. Seyr-i ilallâh, sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan yüz çevirerek Hakk'a yöneldiği, mücâhede ve tezkiye ile ilerlediği ilk aşamadır. Bu mertebede sâlik, kalbinde salih amelin nurunu taşır, rubûbiyyetin terbiyesiyle yetişir ve rahîmiyyetin latif feyziyle yakınlığa erişir. Ruhunda iman tecellî ederse, ulûhiyyetin aşkın nurunu müşâhede eder⁴. Sâlik, bu seyrde irfan mektebinde perdelerini açmak ister ve bu "açma" celâl iledir; keyifle sürülen hayatın kişiye bir şey kazandırmayacağını idrak eder⁵. İnsân-ı kâmil ile oturarak ledün ilimlerini ve rabbanî sırları öğrenir, evvelce bilmediği şeylere muttali olur². Bu seyr, yedi nefs mertebesinin aşılmasıyla girilen Hazarât-ı Hamse'nin başlangıcıdır ve sâlikin "Hakk'a mi'râc" yolculuğunun ana bölümünü teşkil eder (Hazarat-ı Hamse).
Seyr-i fillâh ise, sâlikin Hakk'a vâsıl olduktan sonra esmâ ve sıfatlarda yaptığı yolculuktur; burada sâlik mârifet kademelerinde ilerler. Bu seyrde sâlik, Hakk'ın her ne tecellisine mazhar olursa olsun, o tecellinin zevkine meclûb olup orada durmamalıdır. Zira Hakk'ın tecelliyât-ı esmâiyye ve sıfâtiyyesi bi-nihâyedir³. Bu makâmda sâlik, fenâ fillâh'tan sonraki bekā billâh makâmına ulaşır ve vahdeti müşâhede edince "yorgunluk" kalkar⁶. Henüz yakîne ulaşamamış olan, tarîkat mertebesindeki sâliklere bu yüce mertebe müjdelenir ve fenâ-fillâh'da fâni olup bakâ-billâh'da hakka'l-yakîn olarak yeniden hayâta başladıktan sonra sadece Rabbü'l Erbâb olan "Allâh" isminin ma'nâsına ibâdet etmek icap eder⁷. Seyr-i fillâh, muhakkıklara göre "cennet-i âcil"dir³.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Sâd Sûresi · s.56“Ey sâlik-i râh-ı Hak! Kalbinde salih amelin nurunu taşırsan, rubûbiyyetin terbiyesiyle yetişmiş, rahmâniyyetin rahmetiyle kuşanmış, rahîmiyyetin latif feyziyle ”Oku
- 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12 · s.794“2 Yâr vaktâki latif يقن ile olurmuş ola, yüz binlerce sır levhini bilmiş olur. “Hoş” kelimesi, hem “yâr"in ve hem de “nişeste”nin sıfatı olabilir. Tercüme yârin”Oku
- 3Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 5 · s.1603“Ya'ni “Mûsâ-yı rûh, Hızır gibi ilm-i ledün sâhibi bulunan bir insân-ı kâmil tarafına revân olur; susuzluk illetine mübtelâ olan kimse gibi ki, aslâ suya doymaz,”Oku
- 4Sâd Sûresi · s.72“Ey sâlik-i râh-ı Hak! Kalbinde salih amelin nurunu taşırsan, rubûbiyyetin terbiyesiyle yetişmiş, rahmâniyyetin rahmetiyle kuşanmış, rahîmiyyetin latif feyziyle ”Oku
- 5Kur'ân-ı Kerîm'de Nefs Âyetleri · s.56“Yani nefs neyin iyi neyin kötü olduğunu dünyada iken de bilir. Ama kötülüğün nasıl suret bulacağını tahmin edemez. Bu yüzden kötülüğün suret bulmuş halinden kaç”Oku
- 6Fâtır Sûresi · s.89“--------- "Yerleştirme" hakikatte "tecellî-i zâtî" ile Hakk’ın kulu kendine yakın kılmasıdır. "Ebedî yurt" fenâ fillah’tan sonraki "bekā billah" makamıdır. "Yor”Oku
- 7Hicr Sûresi · s.156“Kişi yakîne vâsıl oluncaya kadar kendi Rabb-ı Hâss’ına yönelerek ibâdet etmekte mâzurdur. Ancak, fenâ-fillâh’da fâni olup bakâ-billâh’da hakka’l-yakîn olarak ye”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.