Veyes-elûneke ‘ani-rrûh(i)(s) kuli-rrûhu min emri rabbî vemâ ûtîtum mine-l'ilmi illâ kalîlâ(n)
Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: "Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir."
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(85) Ve yes'eluneke anirRuh* kul irRuhu min emri Rabbiy ve ma utıytüm minel ılmi illâ kaliyla;) Ey Muhammed! Sana ruhtan soruyorlar. De ki: "Ruh Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir." Yahûdi âlimlerinin sordukları bir soru üzerine gelen bu Âyeti kerimede Yahûdilere ruhtan az bir ilim verildiği söylenmektedir. İslâmiyyet bu ilmi açmak için geldi.
Kûr’ân-ı Kerim’de ilk olarak ruh konusunda Âdem (a.s.) ın oluşumundan bahsederken “ve nefahtü fihi min ruhi” yani “Ben ona ruhumdan üfledim” diyerek ruhun gerçek halinin insan mertebesi ile ilgisi gösteriliyor ve İsâ (a.s.) mertebesine gelindiğinde “ve eyyednahü birühıl kudusi” yani “Onu Ruh’ul Kudüs ile destekledik” denilerek ruhun mukaddes tarafıda belirtiliyor.
Bu Âyeti kerîme’de ruh’un emir âleminden olduğu, madde ve süfli âlemden olmadığı belirtiliyor. Ümmeti
Muhammed’in gerçek vârislerine ruh ve onun hakikati yani yaşantısı açılmıştır, eğer kapalı kalacak şeyler olsaydı daha sonra başka peygamberler gelmesi gerekirdi, ki onları açsın, “Elyevme leküm ekmeltü diyniküm” (Maide, 5/3) yani “sizin dininizi kemale erdirdim” Âyetinde bütün bu hakikatlerin tamamlandığı ve artık açıklanacak şeyler kalmadığı bariz olarak belirtilmektedir.