Belâ men esleme vechehu li(A)llâhi vehuve muhsinun felehu ecruhu ‘inde rabbihi velâ ḣavfun ‘aleyhim velâ hum yahzenûn(e)
Hayır, öyle değil! Kim "ihsan" derecesine yükselerek özünü Allah'a teslim ederse, onun mükafatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
Hayır, hayır! Kim özü iyilik dolu olarak yüzünü Allah'a tertemiz döndürür ve teslim ederse, işte onun Rabbi katında ecri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olacak değiller.
Bu ayet, Allah'a tam bir teslimiyetle yönelen ve iyilik yapan kimselerin ahiretteki durumunu ele almaktadır. Anahtar kavramlar, teslimiyetin mahiyetini, iyiliğin önemini ve bu teslimiyetin getireceği güvenliği vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İslam kelimesi 'silm' kökünden gelir ve barış, esenlik anlamlarına gelir. 'Eslâm' fiili ise bir şeyi başkasına teslim etmek, boyun eğmek ve kendini ona bırakmak demektir. Ayetteki 'esleme vechehu lillahi' ifadesi, kişinin tüm benliğiyle, içtenlikle ve samimiyetle Allah'a yönelmesini, O'nun emirlerine teslim olmasını ifade eder. Bu, sadece dışsal bir teslimiyet değil, kalbi bir yöneliştir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İslam, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve 'Allah'a teslimiyet' anlamına gelir. Bu teslimiyet, insanın kendi iradesini Allah'ın iradesine tabi kılmasıdır. Ayetteki kullanımı, kişinin tüm varlığını, yüzünü (kişiliğini) Allah'a çevirmesi, O'nun hükmüne boyun eğmesi ve O'na itaat etmesi anlamındadır. Bu, bir tür 'kendini adama' halidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): 'Esleme vechehu' ifadesi, mecazi bir anlatımdır. Yüz, kişinin en belirgin ve şerefli uzvu olduğu için, tüm benliğiyle ve içtenlikle Allah'a yöneldiğini, O'na teslim olduğunu ifade eder. Bu, kişinin kalbiyle ve azalarıyla Allah'a itaat etmesi, O'nun dinine girmesi demektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vech (yüz), bir şeyin ön tarafı ve en belirgin kısmıdır. İnsan için ise şeref ve itibarın merkezidir. 'Esleme vechehu' ifadesinde vech, mecazi olarak kişinin tüm varlığını, benliğini, iradesini ve yönelişini ifade eder. Yani kişi, sadece bedeniyle değil, kalbiyle ve tüm iradesiyle Allah'a yönelir ve O'na teslim olur.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Vech, bazen zat ve nefis anlamında kullanılır. Ayetteki 'esleme vechehu' ifadesi, kişinin kendisini, tüm varlığını Allah'a teslim etmesi, O'nun rızasını gözeterek hareket etmesi demektir. Bu, samimi bir yönelişi ve adanmışlığı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İhsan, 'hüsün' (güzellik) kökünden gelir. Bir şeyi güzel yapmak, iyi yapmak ve en mükemmel şekilde yapmak anlamına gelir. 'Muhsin' ise ihsan sahibi olan, yani hem Allah'a karşı görevlerini en güzel şekilde yerine getiren hem de insanlara karşı iyilik yapan kişidir. Ayetteki bağlamda, Allah'a teslimiyetin sadece bir iddia olmaması, aynı zamanda salih amellerle, yani ihsanla desteklenmesi gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İhsan, İslam'da imandan sonra gelen en yüksek ahlaki mertebelerden biridir. 'Muhsin' olan kişi, Allah'ı görüyormuş gibi ibadet eden ve her işini en güzel şekilde yapan kişidir. Bu ayette, Allah'a teslimiyetin (İslam'ın) sadece bir inanç değil, aynı zamanda pratik hayatta iyilik ve güzellikle tezahür etmesi gerektiğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Muhsin, yaptığı işi güzel yapan, iyilikte bulunan ve Allah'ın rızasını gözeten kimsedir. Bu, hem amellerin kalitesini hem de niyetin samimiyetini kapsar. Ayette, Allah'a teslimiyetin, ihsan ile birleştiğinde gerçek değerini bulduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ecr, bir iş karşılığında verilen bedel veya mükafattır. Ayetteki 'ecruhu' ifadesi, Allah'a teslim olan ve ihsan sahibi olan kimsenin, bu amellerinin karşılığını Allah katında eksiksiz bir şekilde alacağını ifade eder. Bu mükafat, dünyevi ve uhrevi nimetleri kapsar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ecr, bir amelin veya hizmetin karşılığı olarak verilen şeydir. Kur'an'da genellikle Allah'ın salih amellere karşılık olarak vaat ettiği uhrevi mükafatlar için kullanılır. Bu ayette, Allah'a teslimiyet ve ihsanın karşılığının, Rab katında güvence altında olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Havf, gelecekte meydana gelmesi muhtemel bir şerden dolayı duyulan endişedir. Ayetteki 'lâ havfun aleyhim' ifadesi, Allah'a teslim olan ve ihsan sahibi olan kimselerin ahirette herhangi bir azaptan, cezadan veya olumsuz bir durumdan korkmayacaklarını, güvende olacaklarını ifade eder. Bu, onların Allah'ın himayesinde olduklarını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Havf, bir şeyin olumsuz sonucundan çekinmektir. Ayetteki nefy (olumsuzluk) edatı ile birlikte kullanılması, müminlerin ahirette karşılaşacakları herhangi bir kötü durumdan emin olduklarını, Allah'ın onlara vaat ettiği güvenliği ve huzuru bulacaklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüzn, geçmişte yaşanan bir şeyin kaybından veya olumsuzluğundan dolayı duyulan üzüntü ve kederdir. Ayetteki 'lâ hum yahzenûn' ifadesi, Allah'a teslim olan ve ihsan sahibi olan kimselerin ahirette geçmişte kaçırdıkları fırsatlardan, kaybettikleri şeylerden veya dünyada yaşadıkları sıkıntılardan dolayı üzüntü duymayacaklarını belirtir. Bu, onların tam bir huzur ve mutluluk içinde olacaklarını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hüzn, genellikle geçmişe yönelik bir pişmanlık veya kayıp duygusudur. Kur'an'da 'korku yok, üzüntü yok' ifadeleri, müminlerin hem geleceğe dair endişelerden hem de geçmişe dair pişmanlıklardan arınmış bir halde olacaklarını, tam bir iç huzuruna ereceklerini gösterir. Bu, Allah'ın onlara bahşettiği tam bir emniyet ve mutluluk halidir.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
بَلَى مَنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُ أَجْرُهُ عِندَ رَبِّهِ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
(2/112) Belâ men esleme vechehu Lillâhi ve huve muhsinun felehu ecruhu 'inde Rabbihi, ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
* Hayır, öyle değil! Kim “ihsân” derecesine yükselerek özünü Allah’a teslim ederse, onun mükâfatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
Hayır iyi bilin ki kim ki vechini Hakk’a teslim ettiyse ona ihsân olunur, yani sen cenneti şunu bunu bırak bu hakikate bak, cennete girmenin baş şartını söylüyor.
Vechin vechi ihsân olunur, yani vechin hakikati ihsân edilir, sen kendi vechini nefsaniyetine sahip çıkarmadan Hakk’a teslim ettiğin zaman. Bu vechi ihsân olur.
Burada yine bir varlık var, fakat işte o zaman o vecih Benim vechimdir, ey kulum diye sana ihsânda bulunuyor.
Onun karşılığı Rabbinin indindedir yani bu ilmin hakikati Rabbinin yanındadır.
Sen kendi hakikatini anlamak istiyorsan evvela vechini Hakk’a teslim edeceksin, yani zannını teslim edeceksin aslında, bu vecih zâten Hakk’ın vechidir ama kişi daha evvelce bunu kendi vechi olarak zannediyordu, kim ki bunu kendine sahiplikten çıkaracak Hakk’a teslim edecek o zaman ey kulum o zâten benim vechim Ben sendeyim, sen Ben’desin işte bu hakikati ona anlatacak ve bunun karşılığı diyor vechini teslim etmenin hakikati Rabbinın yanındadır yani Zâti bir oluşumdur deniyor ef’al, esmâ, sıfat değil Zâtının yanındadır bunun karşılığı, bunun hakikati.
İşte hakikat böyle olunca onların üzerlerine korku yoktur, korku nefsinin üstüne vardır, hayalinin korkusu vardır, hayalini, nefsini vechini Hakk’a teslim etmişsen sende zâten bir şey kalmamış ki neden korkacaksın, korkmak varsa korkan var demektir.
Onlar gelecekte mahzunda olmayacaklardır, yaptıkları işlerin tam karşılığı bulacaklardır, Zat yolundan, vecih yolundan gidemeyenler biraz hüsranda olacaklardır fakat hiç bu işleri yapmayanların yanında onlar gene de bir
şeylere sahip olacaklardır.
Zâti zuhurun hakikatini idrak edenlerin yüksek dereceleri ve ne kadar hızlı yol aldıklarının açık ifadesi burada vardır.
Bu hususta daha geniş bilgi (6 Peygamber 3 İbrâhîm a.s.) isimli kitabımızda verdır dileyen oraya bakabilir.