İçeriğe atla
Rahmân 26Cüz 27 · Sayfa 532

Rahmân Sûresi 26. Âyet

الرحمن

Sohbete sor

Kullu men ‘aleyhâ fân(in)

Yer üzerinde bulunan her canlı yok olacaktır.

Er-Rahmân

Terzibaba - Necdet Ardıç

küllü men aleyha fanin “aleyha/onun/kendisini üzerine külle men/küllüsü/her kimlik fani/yok olmakta”

“ O’nün üzerinde bulunan her “kim”lik fanidir.

Esma aleminin hakikatini belirten bu ayet-i kerimeyi daha derinden ve hakkıyla anlayabilmemiz için, tecelli ve zuhur zincirini evvela “tevhid-i ef’al” mertebesi itibariyle idrak etmemiz gerekmektedir.

Bu mertebeyi idraklerimize sunan ayetlerden bir tanesini aşağıda sunuyoruz.

Kur’anı Keriym Kasas Suresi 28. sure 88. ayette

شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَوكُلّ

kül­lü şey’in hælikün illa vechehü lehül huk­mü ve ileyhi turce’une “illa vechehü/O’nun/kendisinin vechi müstesna küllü/her şey helak olacaktır hüküm lehü/O’nu/kendisinin ve ileyhi/O’na/kendisine irca/rücu’ döndü-rüleceksiniz.”

“O’nun vechinden başka her şey helak olacaktır, hüküm O’nudur, O’na döndürüleceksiniz.” Bu ayet tevhid zincirinin “tevhid-i ef’al” ilk basamağım çok muhteşem ve açık bir şekilde idrak ve basiretimize sunmaktadır.

Şöyle ki: Ey ilahi hakikatleri araştıran Hak yolcusu, ulaştığın şu mertebede şey’iyyet yani eşya dediğin (bireysel şuur dışı) her varlık yok olucudur.

Ancak bu yok oluş varlıklarının ortadan kalkması itibariyle değil, fakat vücutlarının aslında Hakk’a ait olduğunu, onların kendilerine ait bir varlıkları olmadığı cihetiyledir.

Yani onlarda var olan asılları itibariyle bir “esma”nın zuhuru olduğunun sendeki idrak ve yaşantısıdır.

Bu hüküm (ayrıca bütün hükümler de) El Hakîm esmasının zuhuru ile O’ nundur. Yani alemlerde oluşan her oluşum, bir hikmete bağlı olarak zuhura çıkmaktadır.

“O’na döndürüleceksiniz.” Bu da gerçek bir hükümdür. Yani daha evvelce kendinizi ayrı ayrı ve kendine has yaşantıları olan varlıklar zannederken, bu mertebede o zanlarınızın elinizden alınarak size ait hiçbir şeyiniz kalmayacak ve aslınıza yani (isteseniz de istemeseniz de) O’na döndürüleceksiniz,.

İşte gerçek bir tevhid eğitimi gören salik, bu safhaya ulaşınca “tevhid-i ef’al” bütün şey’iyyet’in Hakk’a ait olduğunu idrak ve fehm eder, üzerindeki emanetini sahibine iade eder.

Fakat bu hali idrak edemeyen kişilerin elinden her türlü varlıkları isteseler de istemeseler de zorla alınıp, aslına döndürülürler. Ancak bu çok büyük bir hüsran ve süküt-u hayal olur. Allah muhafaza etsin.

Böylece şey’iyyet’in kendine ait bir varlıkları olmadıkları anlaşılınca, ortada kalan Hakk’ın vechinden başka bir güzellik değildir. İşte bu hüküm de O’nundur.

Hep kitabı Hakk’tır, eşya sandığın,

Ol okur kim, seyr-ü evtan eylemiş diyen kimse ne güzel söylemiştir.

Eşya sandığın “Hakk’ın kitabı”ndan yani vechinden başka bir şey değildir. Ancak bu kitabı okuyup vechini de seyr edebilmek için (vatanları seyr) yani ilahi mertebeleri tahsil ederek yaşamak gerekmektedir.

Bu kısa izahtan sonra daha iyi anlaşılabilmesi için tekrar sıradaki ayetimize gelelim.

(55/26)مَنْ عَلَيْهَا فَانٍوكُلّ ﴿٢٦﴾

küllü men aleyha fanin “aleyhaonun/kendisinin üzerine külle men/küllüsü/her kimlik fani/yok olmakta”

“ O’nun üzerinde bulunan her “kim” lik fanidir.

Bilindiği gibi burada geçen “men”, (kim) demektir.

Yukarıda incelediğimiz ayette;

[“şey” yani (eşya) helak olacaktır,] deniyordu.

Yani maddi varlıklar yok olacaktır.

Burada ise, [ “kimlikler” yok olacaktır, ] denmektedir.

Eşyayı idrakimizden kaldırdıktan sonra, henüz daha “kimler, kimlikler” hala varlıklarını sürdürmektedirler.

Bir üst mertebeye geçmek için bu eşyanın “kimliklerini, isimlerini, esmalarını” ve daha sonra şuurlu varlıkları da ortadan kaldırmamız gerekecektir.

Burada bir ifadeye daha çok dikkat etmemiz ve iyi incelememiz gerekmektedir.

Vahdet hakikatlerinden ve sırlarından haber veren bu ayette, “küllü men aleyha” üzerinde her kimlikten bahsedilmektedir. Acaba neyin üzerinde?...

Tefsirlerde genel olarak (zahiren) “dünya üzerinde” diye belirtiliyor ise de aslında, O’nun/”Hu”nun üzerinde yani Allah’ın üzerinde demektir.

Bütün alemlerde ne varsa, hepsi “Allah” esmasından zuhura geldiğinden, bu zat esması bütün varlığı çekiyor demektir.

Hal böyle olunca, üzerinde bulunan her “şey’iyyet” ve “men’iyyet” (kim’lik) zaten asılları Hak olması itibariyle bütün varlıklar Hakk’ın zuhurundan başka bir şey değildirler.

Bizim hayalimizden ve şartlanmalarımızdan, sonradan var ettiğimiz “şey’iyyet” ve “men’iyyet” (kim’lik) ortadan kalkıp da “fen” yani “fani” olmakta ve asılları olan Hakk’a dönmektedirler.

İşte böylece “Allah” esması bütün esmalara kaynak olduğundan zaten O’nun/”Hu”nun üzerindedirler.

Fani olan hayalimizdeki zannî değerlendirmelerimizdir.

Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında özetle şöyle diyor:

[Yani o arz üzerinde bulunan her kim olursa olsun hepsi yok olucudur. Gerek o gemilerdekiler, gerek diğerleri hepsi de o su üzerindeki o yüzen gemiler gibi akıp akıp yokluğa gidecekler ve öleceklerdir.]

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(9)