Hz. İsa (a.s.)
Hz. İsa (a.s.), Rûhullâh lakabıyla anılan, beşeriyetin içinde fenâfillâh mertebesinin en saf timsâli olarak duran bir nebîdir. Tasavvuf geleneğinde o, nübüvvet silsilesinin Hz. Mûsâ'dan sonra gelen, tenzih ile teşbîh arasındaki ince hattı yürüyen, doğuşu ile vefâtı bile sıradan kelimelerle anlatılamayan bir hakîkattir. Terzibaba külliyâtında Hz. İsa, Hz. Âdem'den Hz. Muhammed'e uzanan "Altı Peygamber" zincirinin beşinci halkası olarak müstakil bir cilde kavuşur; bu cild, sâlikin kendi içindeki Îsâ-meşrebliğini tanıması için bir aynadır. Peki, Rûhullâh'ın hangi mertebesi, bizim hangi nefes alış-verişimize karşılık gelmektedir? Bu sayfada, Terzibaba'nın eserlerinden seçilmiş izlerle Hz. İsa'nın kelime-i Îseviyye olarak okunan iç anlamına bakacağız.
Kavramın Kökeni ve Anlamı
Arapça "Îsâ" ismi, Kur'ân-ı Kerîm'de İbn Meryem terkibiyle ve "Mesîh" sıfatıyla zikredilir. Kelime-i tevhîd ehline göre o, Kelimetullâhtır: Allâh'ın "Ol!" hitâbının nefh ile beden bulmuş hâlidir. Nisâ Sûresi'nin "Mesîh İsa İbn Meryem, ancak Allâh'ın resûlü ve O'nun kelimesidir; onu Meryem'e ilkâ etmiştir ve kendisinden bir rûhtur" (4/171) âyeti, onun iki cihetli mâhiyetini özetler: bir taraftan kelime (söz, hüküm), diğer taraftan rûh (Hak'tan üflenen nefes).
Mu'cizevî doğumu, sözsüz konuşması, ölüleri diriltmesi, semâya ref' edilmesi ve âhir zamanda nüzûlü ile o, zâhir fıkhının dâimâ kavrayamadığı bir hadddir. İbn Arabî Fusûsu'l-Hikem'in "Kelime-i Îseviyye" faslında onu, Rûhî nefhın bir beşer cesedinde tecellîsi olarak yorumlar; onun ihyâ-i mevtâ (ölüleri diriltme) kerâmeti, Hak'tan gelen rûhun, ölü kalbi hayât-ı tayyibe ile yeniden uyandırması ile birlikte düşünülmelidir.
Hadîs literatüründe Hz. İsa, âhir zamanda nüzûl edip salîbi (haçı) kıracak, hınzîrı (domuzu) öldürecek ve cizyeyi kaldıracak bir bekleyen müjde olarak yer alır. Tasavvufî okuyuş, bu nüzûlü her bir sâlikin kalbinde gerçekleşebilecek bir iç hâdise olarak da görür: Mesîh'in inişi, rûhânî kuvvetin nefse galebe çalmasıdır.
Hz. İsa'nın Tahkik Konumu: Salb (Çarmıha Geriliş) Tartışması
Hz. İsa'ya dâir tasavvufî tahkikin en hassas noktalarından biri, salb mes'elesidir. Kur'ân, "Onu öldürmediler ve onu salb etmediler; fakat onlara öyle göründü" (Nisâ 4/157) buyurur. İbn Arabî bu meseleyi Fusûs'un Îsevî bahsinde tahlîl ederken, temsîl ve tebdîl kavramlarına başvurur:
"Şâkirdînden bir gāfillâh sûret-i Îsâ'ya temsîl olunup yahûdîler Hz. Îsâ zanniyle onu salb ettiler." (Kelime-i Îseviyye, Muhyiddîn İbnü'l-Arabî)
Burada hakîkat şudur: Rûhullâh olan zat, mahsûs kalıba mahkûm değildir; sûret, Hak'kın murâdı ile başka bir bedene mün'akis olabilir. Bu, sıradan bir tılsım değil, vücûd-ı mutlakın vücûd-ı muayyendeki tasarrufunun bir delîlidir. Terzibaba sohbetlerinde de bu nokta, fenâfillâhın bedene değil, kendine âit zanna ölmek olduğunun en açık örneği olarak nakledilir: kendini gören "yahûdî nefsi", kendi vehminin sûretini Mesîh sanıp ona çivi çakar; gerçek Îsâ-yı bâtın ise Hakk'a ref' olunmuştur.
Terzibaba'nın Yaklaşımı (KALBİ)
Altı Peygamber Silsilesinde Beşinci Halka: Mertebe-i Îseviyye
Terzibaba'nın "Gönülden Esintiler" başlığı altında neşrettiği Altı Peygamber serisi, sâlikin tasavvufî gelişimini her bir peygamberin temsîl ettiği mertebe ile eşler. Bu silsilede Hz. İsa, Hz. Mûsâ'dan (Kelîmullâh — Tevhîd-i Esmâ) sonra, Hz. Muhammed'den (Habîbullâh — Tevhîd-i Zât) önce gelir; onun makamı Tevhîd-i Sıfâttır.
"Necdet Ardıç Efendi'nin altı peygamber serisi kitapları şunlardır: 1) Hz. Âdem Safiyyullâh 2) Hz. Nûh Neciyyullâh 3) Hz. İbrâhîm Halîlullâh 4) Hz. Mûsâ Kelîmullâh 5) Hz. Îsâ Rûhullâh 6) Hz. Muhammed Habîbullâh." (Aşk ve İrfân Yolunda, Terzibaba)
Bu tertib hem keyfî değildir hem de tarihî sıralama değildir; o, sâlikin nefs mertebelerinde geçeceği iç istasyonlardır. Îsâ-meşrebli sâlik, rûhâniyetin zâhirî zorluklar karşısında inceldiği, teslîmiyyetin nefh-i ilâhî ile bütünleştiği mertebede durur.
Rûhullâh: Allâh'ın Nefhi ve Diriltme Sırrı
Hz. İsa'nın Rûhullâh sıfatı, onun halkındaki tek bir özelliği değil, vazîfesini de tanımlar. O, ölülere hayat üflediği gibi, mânevî mevtâ olan kalplere de hayat üfler. Terzibaba'nın Reşahât nakli, bu sırrın iki cihetli olduğunu hatırlatır:
"Buna karşılık Yâ Îsâ, ben onların istediği sofrayı indiririm. Ama ondan yerler de dönerlerse âlemlerde etmediğim azabı onlara ederim." (Reşahât — Aynü'l-Hayât, Terzibaba)
Yâni: Rûhullâh'ın sofrası, kabûl edenler için hayât-ı tayyibe, reddedenler için azâb-ı elîmdir. Bu, kelime-i Îseviyyenin keskin yüzüdür — onun rahmeti zorlayıcı, onun nefhı seçicidir.
Cem'o ve Fark'o Bahsinde Diriltme Tehlikesi
Terzibaba'nın Cem'o ve Fark'o eserinde, Hz. İsa'dan ders almış birinin diriltme talim ettikten sonra ilk gördüğü kabirde bu işi uygulamaya kalkışması nakledilir:
"Bunun üzerine kişi bulduğu ilk kabrin başına gelip öğrendiği diriltme işini uygulamaya başlamış, o esnada kabirden bir şeylerin çıkmaya baş(lamış)..." (Cem'o ve Fark'o, Terzibaba)
Bu, rûhânî kuvvetin ehliyetsiz ele geçtiğinde nasıl yıkıcı olabileceğinin temsîlîdir. Îsevî nefh, ancak fenâfillâh sâhibinin elinde rahmet olur; ham nefsin elinde ise kabirden çıkanı tanıyamayacağı bir korkuya dönüşür. Terzibaba bu anlatımı, "sâlikin keşfine ehliyet"in önemini vurgulamak için kullanır.
Saff Sûresi: Havâriler ile Mânevî Bağ
Saff Sûresi'nin Hz. İsa ile havârileri arasındaki mânevî bağa atıf yapan âyetleri (10-14), Terzibaba'da uhuvvet ve intisâb sırrına bağlanır:
"Karşılaşan Hz. Îsâ ile havârileri arasındaki mânevî bağ örnek gösterilerek müslümanların bütün imkân ve gayretleriyle Allâh'ın dinine destek olmaları istenir (âyet 10-14)." (Saff Sûresi, Terzibaba)
Burada havâriler, Îsâ-yı bâtının etrâfında bir halka kuran sâliklerin temsîlidir. İrfân mektebi, bu havârî-meşrebliği bugün de canlı tutmaya çalışan bir ocaktır; onun da gönlü bir Mesîh nefesine açılmakta, onun da sofrası bir indirilmiş rızıkla kurulmaktadır.
Mü'minûn Sûresi: Fenâfillâh'ın Âyeti
Terzibaba Mü'minûn Sûresi şerhinde, Hz. İsa'nın âyet oluşunu fenâfillâh mertebesi ile irtibatlandırır:
"Birincisi, Îsâ (a.s.)'ın fenâ-fillâh mertebesini temsîl etmesi yönüyle Allâh'ın âyeti olmasıdır. Bu mânevî oluşum, yalnızca Hakk'tan başkasından yüz çevirmiş, saflamış bir nefs üzerinde gerçekleşebilir." (Mü'minûn Sûresi, Terzibaba)
Yâni Hz. İsa'nın bedensiz doğuşu, sâlikin "ben" zannından sıyrılıp Hak ile kāim olmasının zâhirî muâdilidir. Beşerî sebebleri (babasız doğum) aşan bir mucize, içeride beşerî tasarlamayı aşan bir mahviyyet olarak yansır.
Kelime-i Yahyâviyye'de Hurma Ağacı Mu'cizesi
İbn Arabî Kelime-i Yahyâviyye'de, Hz. İsa'nın doğumunda Meryem vâlidemize sunulan taze hurma mu'cizesini, ana mu'cizenin (babasız doğumun) bir tasdikçisi olarak değerlendirir:
"Sünnet-i mu'tâd vâki' olmadığı hâlde nasıl ki Hz. Îsâ'yı doğurdu ise, hurma ağacı dahi bilâ-telkîh ve ancak tahrîk ile ter ü tâze hurma verdi. İşte bu da ikinci şâhiddir." (Kelime-i Yahyâviyye, Muhyiddîn İbnü'l-Arabî)
Bu okumada hurma ağacı, âlem-i halkın da, Rûhullâh'ın mucizesine "evet" diyerek katılan bir şâhid olduğunu söyler. Fıtratın kendisi kelime-i Îseviyyeye âmin çekmektedir.
Hz. İsa ve Mesnevî'deki İzleri
Mesnevî-i Şerîf, Hz. İsa'yı çeşitli vechelerde anar; Ahmed Avni Konuk şerhi, bu anlatımları vahdet-i vücûd perspektifinde okur. Cilt 9'daki bir bahis, îsâ-meşrebliğin bilgi düzeyindeki karşılığını "dumansız ateş" temsîliyle açıklar:
"Gerçi duman onun için ateşin delîlidir. Bizim için dumansız o ateşte olmak hoştur. 'Duman'dan murâd, masnûât-ı kesîfedir. 'Ateş'ten murâd, Sâni'-i Hakîm olan zât-ı Hak'tır. Gerçi duman ateşin vücûd(una delildir...)" (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 9, Ahmed Avni Konuk)
Duman, delil olarak kullanılan masnûâttır; Îsevî makam ise ateşi dumansız idrâk etmektir — yâni eşyânın aracılığına ihtiyâç duymadan, Hak'tan Hak'ka bir nazar.
İbn Arabî Kelime-i Hûdiyye'de, mesâfeyi aşan yakınlığın îsâl (ulaştırma) kelimesiyle anlatımını yapar:
"Olan kurba îsâl eyledi." (Kelime-i Hûdiyye, Muhyiddîn İbnü'l-Arabî)
Îsâl kelimesinin Îsâ ismiyle âhenkli olması rastlantı değildir — Hz. İsa, uzakta sandığını yakına getiren nefestir.
Kelime-i Lûtiyye'de Hak'kın vekâlet mes'elesindeki hitâbı, "beni vekîl ittihâz edip" denirken aynı kelimenin (îsâr) yine kullanılması da bu lisan örgüsünün bir parçasıdır:
"Bana îsâr ediniz; ve cemî'-i umûrda beni vekîl ittihâz edip, tasarrufla zâhir olmayınız!" (Kelime-i Lûtiyye, Muhyiddîn İbnü'l-Arabî)
Kavramlar Ağında Hz. İsa
Hz. İsa, Rûhullâh makamının sâhibi olarak, fenâfillâh hâlinin en berrak tezâhürüdür. Onun karşı kutbunda Hz. Mûsâ (a.s.) Kelîmullâh olarak tenzih mertebesini taşır; bu ikisi arasındaki ittisâl, tenzih ile teşbîhin dengelenip Hz. Muhammed (s.a.v.)'in cem'u'l-cem' mertebesinde nihâyet bulmasıyla tamamlanır. Hz. Âdem (a.s.)'in safiyyeti ve Hz. Nûh (a.s.)'un necâtı bu silsilenin başlangıç halkalarıdır.
Îsevî makam, muhabbet ve ilâhî aşk'ın rahmet mertebesiyle iç içe okunur; çünkü o, Mesîh (meshedilmiş, dokunulmuş) olarak Hak'kın dokunuşunun sembolüdür. İhyâ-i mevtâ sırrı, zikir ile kalplerin diriltilmesinin nebevî karşılığıdır. Bâtın ilminin sâhipleri, Fusûsu'l-Hikem'in Kelime-i Îseviyye faslını bu sırrın anahtarı sayar.
Hz. İsa'nın salb mes'elesindeki temsîl hakîkati, tecellî kavramıyla doğrudan ilişkilidir: Hak Teâlâ bir sûreti başka bir sûrette zâhir kılabilir; bu, hakîkat ile vehim arasındaki perdenin Hak'kın elinde olduğunu gösterir. Kazâ ve kader sırrı, Hz. İsa'nın ref'i meselesinde de okunabilir — ölüm ve hayât, sebep-perdesinin gerisindeki ilâhî hükme bağlıdır.
Şerîat cihetinden Hz. İsa, İncîl'in sâhibi; nübüvvet cihetinden ülü'l-azm rasûllerden biri; tevhîd cihetinden ise Tevhîd-i Sıfât mertebesinin temsîlcisidir. Mevlânâ Mesnevîsinde onun nefesini bir derman olarak anar; Îsâ-nefesli hekim, İrfân Mektebinin de aradığı şifâdır.
Kütüphanedeki Kaynaklar
Terzibaba külliyâtından doğrudan eserler:
- Altı Peygamber Cilt 5: Hz. Îsâ-Rûhullâh (a.s.) — Terzibaba serisinin müstakil olarak Hz. İsa'ya ayırdığı cilt. Rûhullâh makamının tafsîl edildiği temel kaynak.
- Saff Sûresi — Hz. İsa ve havârileri arasındaki uhuvvet bağı; ensârullâh tâbirinin tefsîri.
- Mü'minûn Sûresi — Hz. İsa'nın fenâfillâhın âyeti oluşu.
- Ramazan ve Oruç — Sofra-i semâviyye (mâide) talebi ve kudrete şâhitlik bahsi.
- Reşahât — Aynü'l-Hayât — Nakşî kaynağından mâide hâdisesinin Terzibaba okuyuşu.
- Cem'o ve Fark'o — İhyâ-i mevtâ talimini alıp ehliyetsiz kullanmanın temsîlî hikâyesi.
- Aşk ve İrfân Yolunda — Altı peygamber serisinin tasavvufî mâhiyetinin özetlendiği eser.
- Nahl Sûresi — Sûretlerde âriyet olan kemâlâtın Hak nûruna döndüğü bahis.
- Tasavvuf Îzâhları — Vitriyyet ve îsevî nefh arasındaki ilgi.
- Dur Rabbın Namazda Cilt 2 — İsrâîloğulları ve namaz emrinin Hz. İsa lisânında devâmı.
- Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk — 53. Âyetler ve Terzi Baba — Mârifet mertebesi ve Hz. İsa'nın rolü.
- Bendeki Terzi Babam (Cilt 1 ve 2) — Vitriyyet — ferdiyyet arasındaki mertebe okumalarında Hz. İsa.
- 13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — Yahûdî kavminin tarihî tepkisinin Hz. İsa nüzûlüyle bağı.
- Rüyâ ve Mânâ Âlemi — Terzi Baba'ya Dair Zuhûrât (3) — Hz. İsa ve Hz. Muhammed'in ahlâkının halk arasındaki sûreti meselesi.
- DVT-C001 (Ses Kaydı) — Altı peygamber serisinin sözlü anlatımı.
Fusûsu'l-Hikem ve şerhleri:
- Kelime-i Îseviyye (İbn Arabî) — Salb meselesi, temsîl ve fenâfillâh tahkîki.
- Kelime-i Lûtiyye, Kelime-i Hûdiyye, Kelime-i Yahyâviyye, Kelime-i Âdemiyye — Hz. İsa'nın diğer nebevî kelimeler ağındaki yeri.
- TB. Fusûs Mukaddimesi — Terzibaba'nın vücûh-ı Cibrîl ve nefh bahsindeki Îsevî atıfları.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi:
- Cilt 9 (Ahmed Avni Konuk) — Dumansız ateş temsîli ile Îsâ-meşrebli idrâkin mukayesesi.
İlişkili sûreler:
- Fatiha, Nahl, Saff, Mü'minûn, Hadîd, Secde, Ahkāf — Hz. İsa'nın doğrudan veya dolaylı zikredildiği âyetlerin Terzibaba okumaları.
Değerlendirme
Hz. İsa, Terzibaba külliyâtında yalnız bir nebî olarak değil, sâlikin kendi içindeki bir mertebenin temsîlcisi olarak okunur. Rûhullâh sıfatı, onun fenâfillâh hâlinin en zâhir göstergesidir; salb hâdisesindeki temsîl sırrı ise, sûretin Hak'kın murâdına nasıl tâbi olduğunun en açık delîlidir. Sâlik, Îsâ-meşrebli yürüyebildiğinde, ölü kalpleri zikir nefesi ile uyandıran bir mâide-i mânevî taşımış olur. Terzibaba'nın altı peygamber serisindeki yerleştirme, bu mertebenin bir geçici durak değil, kelime-i Muhammediyyeye açılan zorunlu bir basamak olduğunu hatırlatır. Mesîh'in nüzûlü, dış âlemdeki bir bekleyişten önce, her sâlikin gönül evindeki bir misâfir-tedâriki olarak okunmalıdır.