Muhyiddin İbn Arabi
Muhyiddîn İbnü'l-Arabî (1165-1240), Şeyh-i Ekber lakabıyla anılan, vahdet-i vücûd doktrininin sistematik mîmarı, Fusûsu'l-Hikem ve Fütûhât-ı Mekkiyye'nin yazarı, ve İslâm tasavvuf düşüncesinin sonraki yedi yüzyılını şekillendirmiş en büyük muhakkıkdır. Tasavvuf geleneğinin tüm sonraki dilini, kavramsal hârcını ve mâverâ söz dağarcığını o döşemiştir; Hâtemu'l-evliyâ sıfatıyla anılması da bundandır. Terzibaba külliyâtında İbn Arabî, Hâtemu'l-Enbiyâ'dan sonraki ilim hattının ana taşıyıcısı olarak yer alır; Terzibaba'nın bütün Fusûs şerhleri (Şîsiyye, Mûseviyye, İshâkiyye, İlyâs-Lokmân-Hârûn, Süleymân-Dâvûd-Yûnus-Eyyûb fasılları), İbn Arabî'nin metinleri üzerine yapılmış birer Türkçeleştirme ve içselleştirmedir. Peki, "tenzîhte teşbîh, teşbîhde tenzîh" formülünü kuran bu zât, neden hâlâ bu kadar büyük tartışmaların kaynağıdır; ve Terzibaba çizgisi, onu nasıl bir ihyâ ile bugüne taşımaktadır? Bu sayfada külliyâttan gelen izlerle bakacağız.
Kavramın Kökeni ve Anlamı
Tam adı Ebû Abdillâh Muhammed b. Alî İbn Arabî el-Hâtimî et-Tâî; Endülüs'ün Mürsiye (Murcia) şehrinde 1165'te doğdu. Önce İşbîliye (Sevilla)'de yetişti, sonra Mağrib, Mısır, Mekke, Kudüs, Bağdâd, Konya, Halep ve Şâm gibi merkezleri dolaşarak ilim ve seyrini sürdürdü. Şâm'da (1240) vefât etti ve Salihiyye'deki türbesi bugün ziyâretgâhtır.
İki büyük lakabıyla tanınır: Şeyh-i Ekber (En büyük şeyh) ve Hâtemu'l-evliyâ (Velâyetin mührü/sonu — bu son sıfat onun kendi tahkîkidir ve Hâtemu'l-enbiyâ olan Hz. Muhammed'in ardından, bütün veli silsilesinin belirli bir hattını mühürleyen kişi anlamındadır).
Terzibaba TB. Süleymân-Dâvûd-Yûnus-Eyyûb Fasılları'nda onun ilim silsilesindeki yerini şöyle teşrîh eder:
"Efendimiz olmak üzere, Ondan bu ilmi naklen alan Şeyh-i Ekber (r.a.) Muhyiddîn İbn'ül Arabî Pîrimiz ve sonra onu çeviren ve şerheden A. Avni Konuk büyüğümüz ve bu kitapları günümüz(e taşıyanlar)..." (TB. Süleymân-Dâvûd-Yûnus-Eyyûb Fasılları, Terzibaba)
Yâni: Hz. Muhammed (s.a.v.) → İbn Arabî → Ahmed Avni Konuk → Necdet Ardıç (Terzibaba). Bu silsile, bâtın ilminin hattını tasvîr eder.
İbn Arabî'nin iki büyük eseri vardır:
- Fusûsu'l-Hikem: 27 nebevî kelime üzerinden tasavvuf mâverâsının özetlendiği, hayatının sonunda yazdığı küçük ama yoğun bir kitap. Şeyh-i Ekber bunu Hz. Peygamber'in rüyâda kendisine verişiyle yazdığını söyler.
- Fütûhât-ı Mekkiyye: 560 küsur bâbdan oluşan, Mekkî açılımlar başlığıyla tasavvufun bütün kavramlarını tafsîl eden ansiklopedik dev eser.
Terzibaba Özün Özü ve Sırrın Sırrı Cilt 4'te Fütûhât'ın Türkçe yolculuğuna işâret eder:
"Bu kitap Muhyiddîn-i A'rabî Hazretlerinin 'Fütûhat-ı Mekkîyye' isimli kitabından alınan bazı bölümlerinin, İsmâîl Hakkı Bursevî Hazretleri tarafından açıklamalarından meydana gelmiştir. Biz de Osmanlıca asl(ından çevirdik)." (Özün Özü ve Sırrın Sırrı Cilt 4, Terzibaba)
Tahkik: Tenzîh ile Teşbîh'i Birleştiren Formül
İbn Arabî'nin tasavvuf düşüncesinin en orijinal katkılarından biri, tenzîh (Hak'kı her benzerlikten uzak tutma) ile teşbîh (Hak'kı mahlûkattaki tezâhürlerden anlama) arasında düşmüş olan klasik dengesizliği, ikisini birleştiren yeni bir tahkîkle aşmasıdır. Kelime-i İlyâsiyye'de kendi formülünü şöyle koyar:
"İşte bu iki vechin hakîkat olmasından dolayı biz, tenzîhde teşbîh ve teşbîhde tenzîh ile kāil olduk. Ya'ni Hak'kın hüviyeti, resûllerin hüviyetinin 'ayn'ı olunca, resûllerde olan te(zâhürün özü Hak'kınkidir)." (Kelime-i İlyâsiyye, Muhyiddîn İbnü'l-Arabî)
Bu, tenzîhçi kelâmcılarla teşbîhçi halk inancı arasındaki üçüncü yolun açılışıdır: Hak vücûdda birdir; mahlûkatta tezâhür eden de yine O'dur; ama Hak hiçbir mahlûka da indirgenmez.
Vahdet-i Vücûd'un Sistematik Mîmarı
İbn Arabî'nin ortaya koyduğu vahdet-i vücûd doktrini, vücûd (varlık)'ın tek olduğu, Hak'kın varlığının dışında bir "ikinci vücûd"un bulunmadığı; mahlûkatın ise vücûd-ı Hak'kın taayyünleri (belirimleri) olduğu tezîdir. Konuk Mesnevî Şerhi Cilt 12'de bu doktrine yapılan saldırılara cevâben şöyle yazar:
"Verdiği deliller ile emr-i peygamberîye tebean açık bir sûrette isbât eden Muhyiddîn İbn Arabî (k.s.) hazretlerine ta'n etmek cür'etinde bulunurlar. Bunlar biri iki gören şaşı hükmündedirler." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi Cilt 12, Ahmed Avni Konuk)
Biri iki gören şaşı tabiri keskindir: iki vücûd iddiâsında bulunmak, şaşı olmaktır; çünkü hakîkatte tek bir vücûd vardır. Bu, şirkten gerçek anlamda kurtulmanın mâverâ kapısıdır.
Terzibaba'nın Yaklaşımı (KALBİ)
Pîrlik Konumu: Silsilenin Taşıyıcısı
Terzibaba, İbn Arabî'yi sıradan bir kitap yazarı olarak değil, Pîrimiz sıfatıyla bir tarîkat babası olarak benimser. TB. Kelime-i İshâkiyye'de bu silsileyi tekrarlar:
"Efendimiz olmak üzere, Ondan bu ilmi naklen alan Şeyh-i Ekber (r.a.) Muhyiddîn İbn'ül Arabî Pîrimiz ve sonra onu çeviren ve şerheden A. Avni Konuk büyüğümüz ve bu kitapları(...)" (TB. Kelime-i İshâkiyye, Terzibaba)
Bu, İbn Arabî'nin sadece bir kaynak değil, bir kapı olarak Terzibaba ekolünün kuruluş merkezinde durduğunun beyânıdır.
"Gören Göze Lafımız Yok": İrfânın Mihenk Taşı
Terzibaba İnsân-ı Kâmil Cilt 3'te İbn Arabî'nin sık tekrarlanan bir sözünü nakleder:
"'Görene lafımız yok' diyor Muhyiddîn Arabî. İşte bize, o taşı, toprağı aşacak, taş, toprağın özünde olana nüfuz edecek göz ve idrâk gerekiyor. İşte, onu açmaya, açılmasına(...)" (İnsân-ı Kâmil Cilt 3, Terzibaba)
Bu söz, kalbî müşâhede sâhibine ayrı bir delîlin gerekmediği kabûlünün ifâdesidir. Şeyh-i Ekber'in metinleri, bu kalbî müşâhedeyi açacak göze hitap eder; kapalı gözlere yöneltilmiş bir polemik değildir.
Tedbîrât-ı İlâhiyye ve Bihodluk
Konuk Mesnevî Şerhi Cilt 2'de, bihodluk (kendinden geçme) mes'elesinde İbn Arabî'nin Tedbîrât-ı İlâhiyye eserine yapılan atıf, Şeyh-i Ekber'in pratik tasavvufu üzerine bir örneklemedir:
"Matlûb olan bihodluk bu değildir. Cenâb-ı Şeyh-i Ekber Muhyiddîn b. Arabî efendimiz Tedbîrâtü'l-İlâhiyye nâmındaki eser-i âlîlerinin nihâyetlerine doğru bu husûsda izâhât i'tâ buyurmuş(lardır)." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi Cilt 2, Ahmed Avni Konuk)
Yâni Şeyh-i Ekber yalnız mâverâ değil, sâlikin günlük tedbîrini de — bihodlukun sağlıklı ve sağlıksız biçimlerinin ayırımını da — yazıya geçirmiştir.
İdris ile Mülâkat: Kıyâmet Alâmetleri
Terzibaba İnşikâk Sûresi şerhinde İbn Arabî'nin Hz. İdris ile mânâda mülâkatını nakleder:
"Muhyiddîn-i Arabî Hz. Bir mânâsında mânâ âleminde, İdris (a.s.) mülâki olduğunda kendisine kıyâmet alâmetlerinden sormuştur. Bunun üzerine verilen cevapta, 'Âdemin, (a.s.) yeryüzünde gör(düğü gibi)..." (İnşikâk Sûresi, Terzibaba)
Bu, İbn Arabî'nin âlem-i mânâda nebîlerle görüşebilen bir kemâl sâhibi olduğunun, Terzibaba çevresinde nasıl bir kanaat olarak yerleştiğinin örneğidir. Bu nakil, velâyetin en üst kabiliyetlerinden birinin — âlem-i mânâda nebîlerle aracısız mülâkat — onda bulunduğunu gösterir.
Fâtır İsminin Sürekli Tecellîsi
Terzibaba Fâtır Sûresi şerhinde, İbn Arabî'nin Fâtır ismine yaptığı yorumu naklen sunar:
"İbn-i Arabî h.z. leri, 'Fâtır' ismini 'varlıkları benzersiz bir şekilde yoktan var eden ve hakikatlerini açığa çıkaran' olarak yorumlar. 'Allah, her an Fâtır sıfatıyla âlemleri yeniden var etmektedir.'" (Fâtır Sûresi)
Tecellînin tekrarsızlığı (tecellîde tekrâr yoktur) doktrini, Fâtır'ın her an yeni-halk edişe devam etmesi ile birleştirilir. Halk, bir defaya mahsus bir olay değil, âni (her anda yenilenen) bir hâdisedir.
Tedrîc-i Bilgi: Vâhidiyyetten Üç Mârifet
Terzibaba Kıyâmet Sûresi şerhinde İbn Arabî'den şöyle nakleder:
"Vâhidiyyet mertebesinden, rûh mertebesine tenezzül ettiği vakit, üç ma'rifet oluştu ki, birisi nefs ma'rifeti, ya'ni kendi zâtını ve hakîkatini bilmek, diğeri Mübdî'ine ma'rifet, ya'nî kendisini var edeni(bilmek)..." (Kıyâmet Sûresi, Terzibaba)
Vâhidiyyetten rûha iniş anında ortaya çıkan üç mârifet — nefs mârifeti, Mübdî mârifeti, ve üçüncüsü (genelde âlem mârifeti) — sâlikin bilgi yolculuğunun haritasıdır. Bu, İbn Arabî'nin insânın taayyün-i ilmîsi üzerine yaptığı tahlîlin Terzibaba tarafından özetlenmiş hâlidir.
Erkân-ı Erbaa ve İnsanın Sûrî Neş'eti
İbn Arabî Kelime-i Muhammediyye'de, insanın sûrî oluşumunu erkân-ı erbaa (dört unsur) üzerinden açıklarken klasik tıp ilminin kanunlarına başvurur:
"Şeyh-i Ekber (r.a.) hazretlerinin, insanın neş'et-i sûriyyesi erkân-ı erbaadan vücûd bulduğunu beyân buyurması, tıbb-ı atîk kānûnu mûcibincedir; ve muhakkikînin kabûl(üne mazhardır)." (Kelime-i Muhammediyye, Muhyiddîn İbnü'l-Arabî)
Bu, Şeyh-i Ekber'in mâverâsının dönemin fıtrat bilimleriyle de uyumlu bir bütünlük arz ettiğinin örneğidir.
Velâyet-i Âmme'nin Hatmi
Kelime-i Îseviyye'de Konevî ile birlikte zikredildiği bir başka önemli bahis, Hz. İsa'nın nüzûlü ile velâyet-i âmmenin hatim olması mes'elesidir:
"Da nüzûl ederek velâyet-i âmmeyi hatmeyler. Cenâb-ı Şeyh-i Ekber (r.a.) efendimizin terbiye-gerdesi ve evlâd-ı ma'nevîsi Sadreddîn-i Konevî (k.s.) [15/2] hazretleri Fükûk'ün(...)" (Kelime-i Îseviyye, Muhyiddîn İbnü'l-Arabî)
Sadreddîn Konevî, İbn Arabî'nin terbiye-gerdesi (yetiştirdiği) ve evlâd-ı ma'nevîsi olarak, Şeyh-i Ekber'in talim hattının ilk ana taşıyıcısıdır.
Şûrâ Sûresi'nde Vahdet-i Vücûd Çerçevesi
Terzibaba Şûrâ Sûresi şerhinde, "Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" âyetinden hareketle İbn Arabî perspektifindeki vahdet-i şerîat anlayışına ulaşır:
"Vasiyyet-i âmme'de (genel tavsiyesinde, emrinde) '(Allah) Sizin için dinden Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahiy eylediğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye kıldığımızı kanun yaptı. Şöyle ki: Dini doğru tutun(...)'" (Şûrâ Sûresi)
İbn Arabî'nin dînlerin bâtınî birliği tezi (her ne kadar zâhirî şerîatlar farklılaşsa da) bu âyetin sırrına dayanır. Aynı kaynaktan inen vahy, farklı kabiliyetler için farklı kaplara dökülmüş suyun bir misâli gibidir.
Kavramlar Ağında İbn Arabî
İbn Arabî, vahdet-i vücûd'un sistematik mîmarı; a'yân-ı sâbite kavramının tedvîn edicisi; tecellî doktrininin teorisyenidir. Tenzîhte teşbîh, teşbîhte tenzîh formülüyle tenzih ve teşbîh kavramlarını bir araya getirmiştir.
Fusûsu'l-Hikem (27 fass) ve Fütûhât-ı Mekkiyye (560 küsur bâb) onun iki ana eseridir. Şeyh-i Ekber'in talebesi ve damadı Sadreddîn Konevî (yukarıdaki nakilde geçen) onun tahkîk hattının ilk taşıyıcısıdır; Abdülkerîm Cîlî (İnsân-ı Kâmil yazarı), Şeyh Mahmûd Şebüsterî (Gülşen-i Râz) gibi devler onun ekolünde yetişmiştir.
Ahmed Avni Konuk, Mesnevî'yi ve Fusûs'u onun perspektifinden şerh ederek Türkçe okuyucuya açan ana figürdür. Hz. Muhammed (s.a.v.) silsilesinin bâtın ilmi mertebesi, İbn Arabî üzerinden Konuk ve oradan Terzibaba çizgisine ulaşmıştır.
İnsân-ı kâmil doktrini, Mertebe-i Muhammediyye tahkîki, Hakîkat-i Muhammediyye ontolojisi büyük ölçüde onun eserlerinde sistematik biçimini almıştır. Cebir ve ihtiyâr mes'elesinde "cebir kendinden kendinedir" formülünü o ortaya koymuştur. Hakîkat ve mârifet kavramları, onun lensi ile yeniden okunur.
Fenâfillâh ve bekābillâh hâllerinin tahkîki, tevhîd'in dört mertebesinin (tevhîd-i ef'âl, esmâ, sıfât, zât) sistematik yerleştirilmesi, onun eserlerinde temellendirilmiştir.
Kütüphanedeki Kaynaklar
İbn Arabî'nin eserlerinden Fusûs fasıllarının orijinalleri:
- Kelime-i Âdemiyye, Şîsiyye, Nûhiyye, İdrîsiyye, İbrâhîmiyye, İshâkiyye, İsmâiliyye, Ya'kûbiyye, Yûsufiyye, Hûdiyye, Sâlihiyye, Şu'aybiyye, Lûtiyye, Üzeyriyye, Îseviyye, Süleymâniyye, Dâvûdiyye, Yûnusiyye, Eyyûbiyye, Yahyâviyye, Zekeriyyâviyye, İlyâsiyye, Lokmâniyye, Hârûniyye, Mûseviyye, Hâlidiyye, Muhammediyye — Fusûsu'l-Hikem'in 27 faslı.
Terzibaba'nın Türkçe Fusûs şerhleri:
- TB. Fusûs Mukaddimesi — Genel giriş.
- TB. Kelime-i Şîsiyye, TB. Kelime-i İshâkiyye, TB. Kelime-i Mûseviyye — Tek tek fasıl şerhleri.
- TB. İlyâs-Lokmân-Hârûn Fasılları — Üçlü fasıl şerhi.
- TB. Süleymân-Dâvûd-Yûnus-Eyyûb Fasılları — Dörtlü fasıl şerhi.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi (Ahmed Avni Konuk):
- Cilt 2 — Bihodluk meselesi ve Tedbîrât-ı İlâhiyye.
- Cilt 7 — Fusûs'un teşbîh-tenzîh dengesindeki mukni' cevaplar.
- Cilt 8 — Fass-ı Âdemî'den insân-ı kâmil tahkîki.
- Cilt 12 — Vahdet-i vücûda yapılan ta'na karşı savunma.
Terzibaba külliyâtı (İbn Arabî atıflı):
- Namaz Sûreleri Cilt 2 — Şeyh-i Ekber'in tasavvuf metinlerinin Arap dilinden Türkçeye taşınması mes'elesi.
- Özün Özü ve Sırrın Sırrı Cilt 4 — Fütûhât-ı Mekkiyye'nin İsmâîl Hakkı Bursevî üzerinden Türkçe yansımaları.
- İnsân-ı Kâmil Cilt 3 — "Görene lafımız yok" sözünün açıklaması.
- Kıyâmet Sûresi — Vâhidiyyetten rûha iniş ve üç mârifet.
- Fâtır Sûresi — Fâtır ismi ve sürekli halk ediş.
- Şûrâ Sûresi — Dînlerin bâtınî birliği.
- İnşikâk Sûresi — İbn Arabî-İdris mülâkatı.
- Vâkı'a Sûresi, Zümer Sûresi — Fusûs faslı atıfları ve kaynakça yerleşimleri.
- Aşk ve İrfân Yolunda, Ramazan ve Oruç, DVT-C001 — Uşşâkî silsilesi ve İbn Arabî hattı.
- Kıyâmet Sûresi — Vâhidiyyet ve üç mârifet tahkîki.
Değerlendirme
Muhyiddîn İbnü'l-Arabî, Terzibaba külliyâtında salt bir tarihî figür değil, Pîrimiz sıfatıyla yaşayan bir manevî baba olarak yer alır. Onun ortaya koyduğu vahdet-i vücûd doktrini, tenzîhte teşbîh, teşbîhte tenzîh formülüyle klasik tasavvuf düşüncesinde derin bir senteze ulaşmış; sonraki yedi yüzyılda hem muhakkikîn'in hem fukahânın gündemini belirlemiştir. Fusûsu'l-Hikem 27 nebevî kelime üzerinden tasavvuf mâverâsının özeti; Fütûhât-ı Mekkiyye ise tasavvufun ansiklopedik açılımıdır. Bu metinler, Sadreddîn Konevî → İsmâîl Hakkı Bursevî → Ahmed Avni Konuk silsilesinden geçerek Terzibaba ekolüne ulaşmış ve Türkçe okuyucu için yeniden açılmıştır. Şeyh-i Ekber'in bugüne hâlâ tartışılan bir kaynak olarak yaşıyor olması, onun düşüncesinin gücünü gösteren en açık delîldir. Sâlik için İbn Arabî, kalbî müşâhedeye davet eden, "görene lafımız yok" diyerek perdeyi açmayı bir kabiliyet mes'elesi olarak ortaya koyan ve bâtın ilminin sistematik diline bir hayat boyu emek vermiş bir âlim-evliyâdır.